BİLİMSEL “TOPLUMSALLAŞTIRILMIŞ TOPLUMCU” ENTELEGENTSİA

Yukarıdaki deyim Türkçedir, ama “toplumsallaştırılmış toplumcu”luk karşılığı tüm dünyada “komünist”lik olarak bilinir. Nerede ise 100 yıldır bu “komünist” sözcüğünden korkutulmuştur, Türkiye halkı (işçilerde dâhil olmak üzere). Soğuk Savaş döneminde eğitimden medyaya Amerikalı danışmanların torna makinelerinden geçirilmiş kafalar, nerede bir terslik hissetseler hemen suçlu “komünist”leri ararlar. Yüzyıllar önce Batı’da Yahudilerin arandığı gibi; “yok edilmek” için! Faşist linç kültürünün amacı korkuyu kitleselleştirip belleklere kazımaktır. Burjuvazinin iktidarının (itiraf edemediği “diktatörlüğü”nün) sürekliliği için karşı devrimci bir yöntemdir bu. Bir diğer amacı “karşı taraf”ı diz çöktürmek, hiç olmazsa durdurarak böylece geri adım attırmaktır. “Halkımız” (yani tüm sınıfların bütünü) edebiyatı burada işlevleşir. Kabullenebilirlik için ağlaşmalar, kıvrılmalar, kıvırtmalar içten içe yanarak duman çıkarmaya başlar. Tavizler verilir, “geçici” lafızları arasında. “Popülizm” burada başlar, aslında başlatılan “gericilik”tir. Çünkü “reformizm”, zannedildiği gibi “ilerici”liği değil, gericiliği besler. Zaten Vatikan’ın icadıdır, “Reformizm”. “Reformizm”in terminolojisi “popülizm” edebiyatıdır.…

Türkiye aydınının en tipik kurnazlıklarından biri olan “biz yaptık oldu” sonucu, tarihi “TKP-1920”nin mirasına sahip çıkan bazı arkadaşlar, “Türkiye Komünist Partisi”ni kurdular. Ama tabelayı astıktan sonra “bir takım” muhalefetle karşı karşıya kaldılar. Onlar sanki bu muhalefet yokmuş gibi davransa da nesnel gerçeklik muhalefetin eleştirilerini gündeme oturtmakta. Hem de kendileri tarafından. Kimdir bu muhalefet? Bunları üç grupta toplayabiliriz. Bir; zaten hiçbir zaman TKP çizgisi ile ilgileri olmamışlar. İki; “tarihi TKP” içinde “sıradan nefer” gibi çalıştıkları halde, parti kurulurken kapılarına bile uğranmayıp dışlanmışlar (ki ilginçtir bu yoldaşlar hiçbir zaman “dış büro” ile barışık olmamışlardı. “Dış büro” Dev-Genç’e küfür ederken, onlar gençlerle omuz omuzaydı-). Üç; TİP-Dev Genç geleneğinden gelip, “2.” Gruba hak veren ama “siyasal örgüt” olarak tarihi “TKP”yi destelemeye karşın, yetkili kadroların “sol” ve “solcu” incilerini “ağır eleştiri”ye tabi tutanlar/tutmak zorunda olanlar. (Bu satırların yazarı kendini 3. grupta görür.)

Toplumsallaştırılmış Toplumcu/Komünist Partisi öncelikle proletaryanın öncüsü olarak sınıfsal tavır koymak zorunda olan bir örgütlenmedir. Komünistlerin arasındaki bazı yol arkadaşları, “Sosyal Demokrat” olarak kıvırttığı zaman ilkelerin (ki 1848’de “Komünist Manifesto”da öz olarak açıklanmıştır) altını çizip ağır biçimde eleştirenler Marx-Engels ve yoldaşları olmuştur. Ne ki, “II. Enternasyonal”in burjuva sosyalizmi yani “reformizm” ve “popülist” mecra böyle başlamıştır. Bu Bilimsel Sosyalizmden sapmaydı. Buna karşın daha güçlü olan I. Enternasyonal içinde anarşist söylemlerdi ki buna karşıda Marx-Engels tarafından amansız bir mücadele verilmişti. Bu “radikal” bir sapmaydı, ustalar tarafından “SOL” olarak değerlendirilmişti. “Reformizm”in ikiz kardeşi olan küçük burjuva “Radikalizm”de söyleminde aslında “popülizm“e dayanır. Sıkı “solcu”dur. “Popülizm”, sosyo-center/biz merkezcidir. Siyasal-kült doğrultusunda Şeyh ve müritlerini gerekli kılar. “Sapla samanı birbirinden ayırmak” deneyim ve bilgi ister. “Özgür köleler” olarak 10 saat çalışıp, her türlü devletin ideolojik aygıtı tarafından bunaltılan işçi ve emekçilerin buna zamanı olmadığı için, “kendi içinde” sınıf olarak yaşamak zorunda bırakılmış ve gittikçe “kendine yabancılaşan” işçilere BİLİNÇ dışarıdan taşınır. Bu taşıyıcılık “tembellik hakları”nı bir “devrimci amaç” doğrultusunda iradi olarak yönlendiren “aydın” dediğimiz insanlar tarafından yapılır. Bunlar entelegentsiayı oluştururlar… “Entelegentsia” asla birbirini kıskanmaz, önünü kesmeye çalışmaz, fikir hırsızlığı yapmaz, akıl emeğine saygı gösterir, liberal burjuva “guru” sistemini uygulamaz. Üretir, eleştirir ve özellikle öz-eleştiri yapar, gençlere yol açar, kadroların oluşmasını sağlar. Entelegentsia, kendini adamış -inzivada çalışan- ama toplumsallaştırılmış toplumcu okulun akıl-bilgi-bilinç devrimci dinamiğinin enerjik uzaysallığını sağlayan yeni-insan füzyonudur…

TKP’nin günlük kitle iletişim sitesi (ki aynı adla dergide yayımlanır) “Sol.org”de birçok arkadaşın güncel makaleleri yayımlanmakta. Bunlardan birinde Nihat Behram pek çok güzel edebi laf etmiş ama maalesef “aydın”(münevver)ın, “entelektüel”(fehmi) ve “entelegentsia” (fehim) olarak FARKlarından haberdar değil. Aydın olarak Osmanlı aydınının bilgi birikiminin gerisinde, çok acı. Emekçiden yana iyi bir şair olabilir, ama Dr. H.Kıvılcımlı’nın çok tuttuğum deyimi ile ‘edebiyat romantizminin yeri’ siyasi tartışmanın alanı değildir. Siyasi tartışmada esas olan “terminoloji”dir. “Terminoloji” kimin “kara koyun”, kimin “ak koyun” olduğunu ortaya çıkarır. Edebiyat ise “ajitasyon”da kullanılır, “gaz verme”de işe yarar! Laik jakoben aydınların “Harf İnkılabı” radikal tepeden inmeciliği sonucu “öz türkçeci” masonik katakullinin sonucunda ortaya çıkan durum vahim. Buna Bilimsel Sosyalizm(Komünizm) üzerine amentüleri aşan bir bilgi birikimi konamayınca sonuç hepten felaket. “Bilimsel” diyoruz ama adı var kendi yok. Bilimsel çalışma yapanları sevmiyoruz. (Dr. H.Kıvılcımlı bunun için sevilmezdi. Külliyat sahibi olduğu için…) Bu göçebe(barbar) gelenek mimetiği aşılamıyor; “tarz-ı siyaset”e egemen hala. Onun için hala öğrenemediler. Öğrenecekleri de yok, çünkü öğrenmeye niyetleri de yok! Çünkü lafta “devrimci”, ama değiller; uygulamada “evrimci”ler. Utangaç olarak Dr. Hikmet Kıvılcımlı’yı, yekten Mahir Çayan (ve “Kesintisiz Devrim”) gibi liderleri yok sayan bir zihniyet bırakın kitleyi kendini bile aşamaz. Onun için olayların peşinden ağıt yakılıyor. Devrimciler; işçi ve emekçilerin peşinde sürüklenmezler- günümüzde olduğu gibi- “malzeme bitti yapı paydos” anlayışını hep yaşıyoruz. Devrimciler kitleye önderlik, öncülük etmek zorundadırlar. Tabii maceracılık değil kast ettiğimiz. Geleceği somut olarak kitlenin önüne koyan program yaratarak. (Diyanet İşleri’ni reforme edip kurtarma önermeyen.) Öncü cesur olmak zorundadır, goygoycu değil. Din “afyonu” kitlelerin beyninde şüphe uyandırmaya başladığı bir sosyal çalkantı döneminde, hangisi olursa olsun ‘dini kurtarma’ya aday olamazlar. 1940’larda kalmış (hatta 1970’lerde) program, söylem ve parola-lafızların arkasına sığınamazlar. Tek kaynak Marx-Engels (ve onların klasikleşmiş yapıtları)dir. Parti yönetici kadrosunun önderliği burada kendini açık eder. O zaman İşçi Sınıfının “ideoloji”si olmaz, “ideoloji yanlış bilinç”(Engels)tir. İşçi sınıfına “yanlış bilinç” öneren adamın ya aklı yoktur ya da cahildir. Ötekini söylemeye dilim varmıyor! İşçi sınıfı iktidar hedefinde mutlaka ve mutlaka, burjuva DEVLETi ortadan kaldırmak ZORUNDA olduğu için SİYASAL KÜLTÜRü örgütlemelidir. Bu da PROLETER DEVRİMCİ olmayı zorunlu kılar. Buna tabidir ki, burjuva ve küçük burjuva aydınları olarak entelektüeller önderlik edemez- taşıyıcılık yapamaz- böyle zannedenlerin hüsranları tarih sayfalarından taşmıştır. [Entelektüel; bilgiyi bilgilenmek için. Entelegentsia; bilgiyi yaşam için, dünyayı değiştirmek için öğrenir…] Siyasal-Kültür’ün önder gücü burjuva ve küçük burjuva DEVRİMCİ DEMOKRATlardan gelerek ‘bireysel olarak kendini aştıkları’ için ENTELEGENTSİA sıfatını kazanmış aydınlar aracılığıyla olur. Marx, Engels, W.Wolff, M.Beer, R.Luxemburg, Lenin, Troçki, Stalin, Ho, Castro vbgb. DEVRİMCİ önderlerin sınıfsal niteliği budur. Yoksa 80 yıl sonra tepenize binerler. SSCB’de olduğu gibi direkt veya Çin’de olduğu gibi dolaylı… Oligarklar türerler. Çok bilmiş “guru” taslaklarının (ki geçmişte bu kıymeti kendinden menkul zatlar -SSCBKP’nin oportünist ve revizyonist tarikatına mensup “yol arkadaş”ları) ahkamlarının hiç bir bilimselliği yoktur. Çok hoş laf kalabalığından başka. Bu konuda bir kaç makale yazdım. Boşa nefes tüketmiyoruz. Boş yere Marx, “Kapital”de “bunlar dolap beygiridir, aynı yerde dönüp dururlar” dememiş…

Burjuva sınıfsal savaşını psikolojik savaş kurallarına göre bilimsellik içinde yapmaktadır. Bunun için terminolojinin öneminin farkındadır. Sizin önemsemediğiniz bir kelime aslında geniş kapsamlı bir bellek boşaltma işlevi görür. Örneğin 1970’li yıllarda “öz türkçeci” dümenle kullanılmaya başlanan “Kurtuluş Savaşı” deyimi yanlıştır; zaten orijinal deyim “İstiklal Harbi”dir. “İstiklal” karşılığı “Bağımsızlık” tır yani doğrusu “BAĞIMSIZLIK SAVAŞI”dır. Anti-emperyalisttir ama anti-kapitalist değildir, bunun için sosyalist literatürde karşılığını bulamaz. “Bağımsızlık” İngilizcede “independent”. “Kurtuluş” ifadesi “liberation”dır, türkçe ifadesi “hürriyet”tir (Arapçadaki “hürriye”den gelir. “Özgürlük” ise “freedom” olarak arapçadaki karşılığı “serbesti”liktir. Bunların hepsi FARKLI davranışların eylemsel ifadeleridir. Sonuçta “bağımsız” olmak, bireysel yetilerinizi geliştirmeyi ve sorgulamayı sağlar. “Kurtulmak”, Latince”de pragmatik yönünü ifade eder. “Liberation”, yani Liberaller/Hürriyetçiler-Kurtuluşculardır. Bunlar “ilerlemeci”dir. Liboş takımını oluştururlar. Boş yere Marx, “kurtuluş” meraklıları ile dalga geçmiyor. Evet, kavramak zorunlu, irdelemek ve kavramak, bilinç hele, devrimci bilinçli eylem (praxis) böyle oluyor…

Siyaset garnizon idare etmeye benzemez. Gerçek yaşamda rütbesel hiyerarşi değil, sınıfların oluşturduğu uzlaşmaz çelişkiler labirentsel yumağının olayları ve olguları vardır. Bu labirentsel sinopsis düzeni paradoxal bir kaostur. Burada Hegelci diyalektik-mantığın paralellikleri yürümez. Düşeysel çok geçişleri içerir. Bu kaotik yapı “O”(sıfır) noktalarında kesişir, değişir. (Engels çok güzel açıklar “O”ın anlamını “Anti-Dühring”te). Paradoxları kavrayamayan paradigmacı ‘Aristo’culara ters geliyor, çok geçişli polyalektik. Bakalım, devrimci milliyetçi küçük burjuvazinin medar-ı iftiharı Nasır, Mısır’da iktidara CIA’nın gizli desteği ile geldiği belgeleri ile açıklanmıştır. (Keza Saddam’da aynı şekilde). Burada Mao’nun “ana çelişki”, “tali çelişki” Konfüçyist diyalektik-mantığı çuvallıyor. Çünkü Mao’da determinizm iradeye tabii kılınıyor. (Mao’nun “Kapital”leri okuduğu şüphelidir!) Ne de olsa geçmişinde militan Bakunincilerden Mao Zedung, tam bir “sol” ve “solcu”dur Marx-Engels’in görüş açısı ile… Mao’da “Teori ve Pratik” var, Praxisi fark etmediği için Pragmatizmi sonunda ABD (CIA)ye teslim oldu, SSCB’yi alt etmek için. “Ana çelişki, tali çelişki”yi yedi Mao’ya göre, muzaffer burjuvazi- onun teorisi, kendisinin “dönek” olduğunu kanıtlamıyor mu? Aynı şekilde Mısır’a dönelim, Komünistlerin ve o günlerde komünistlere sıcak bakan Müslüman Kardeşler’in desteği ise kitleseldi, işçi ve fellahlara dayanıyordu. Araştırılmadığı için bilinmeyen şu; Nasır önce Müslüman Kardeşleri ardından da komünistleri tutuklatmış ve tasfiye etmiştir. Müslüman Kardeşler liderini de astırmıştır. (Bu okulu Filistin’de El-Feth’in 2. adamı “Ebu Cihad” temsil ediyordu. O sırada Maocu Çin, MOSSAD’la beraber Filistinlilerin altını oyduğu günümüzde ortaya çıkan belgelerle kanıtlanıyor. Neymiş? “Üçüncü Dünya Teorisi”ymiş. Ah! Machievelli!…) Başsız kalan MK örgütü süreç içinde CIA tarafından ele geçirilerek PROJEye uygun olarak kullanılmıştır, beş yıl öncesine kadar. İzrael’in Filistin’e yerleşebilmesi içinde Nasır gibi “havanda su döven” sözde laik ve “demokrat”(!) popülist (siyasi ve felsefi lügatta “gerici”liğe tekabül eder) bir lider lazımdı- veya Arafat gibi… Baas hareketi de nasyonal sosyalist ve de anti-komünist bir hareket olarak doğmuştur. Gücünü kaybettikçe marxistlere yaklaşır, güçlendikçe onları ezer- tasfiye eder. Bu Bonapartist küçük burjuva jakobenizminin genel karakteridir. Çünkü sınıfsal özü burjuvadır. (Uzağa değil Türkiye’ye bakın-CHP’ye) ABD sadece Türkiye’de değil Latin Amerika, Afrika ve Uzak Asya’da bu tip liderleri 1945’ten beri yaratıp, parlatıp, kullanıp sonra da “çöp sepeti”ne atmaktaydı. İlginçtir ASKERİ DARBElerle!!! Latin Amerika “Maocu-Troçkist” bulamacın “Üç Dünya” teorisini tarihin çöplüğüne attı, iktidarları ele geçirmeye başladı!

Genellikle yorumcularımız düalizmin esiri olarak olayları doğuran olgulara formel Aristo mantığı (bir) veya Hegelci diyalektik mantık (iki-üç) ile yaklaşıyorlar. Siyah ya da Beyaz hâlbuki ortada(metzoskopik) bir grilik var. Yani “üçüncü” değil, “çok”cul bir olgu. Grinin içinde siyah ve beyazda bulunuyor. Siyah mı? Beyaz mı? Olacağına karar veren “gri” ama ortada gözükmüyor. Emperyal ülkelerin devlet kurumlarında faaliyet gösteren ideologlar çağımızda Kaos teorisinden hareketle, kibernetiği sosyal alanda uygulanabilirliğini gözlemledikleri için bilinçli olarak düalizmi kışkırtıyorlar. Onun için ABD ordusu yeni Sahra Talimnameleri’nde Mao’dan alıntılarla taçlandırıyor militarizmini. Bak sen şu “çelişki”ye! Hâlbuki Anadolu tarihine (ki hepimiz TC yurttaşı olarak Türk kimliğindeyiz. BENlik olarak kim olursak olalım. Yine düalizm adına BENlik ile KİMlikte karıştırılıyor.) – kendi tarihimize- yani TÜRKİYE (Türklerin yaşadığı ülke) tarihine baktığımızda; daha İslam Anadolu’ya yeni dayandığında Anadolu Gregoryanları, Arap emir ve şeriflerle ilişki kurmuş; Bizans’a karşı ayaklanmış, yenilince onlara sığınmış ve beraber tekrar saldırmış. Selçuklu ordusundaki Gregoryan(Ermeni) derebeyleri ve askerleri Müslüman Türkmenler(Selçuklu) beraber Haçlılara aman vermemiş. Süreç içinde bunların bir kısmı Sünnileşirken büyük bir kısmı Alevileşmiş. Sayısal tarih XIX. yüzyılı gösterdiğinde Avrupa’da kapitalizm evrimleşmeye ve emperyalizm olgusu ile küreselleşmeye başlamış ve kendi artı-değer(emek gücü)sömürüsüne dayalı para-sermaye imparatorluğunu kurmak için “milliyetçilik” ideolojisini Hıristiyan iman doktrinine katmış. Ardından sömürge politikaları için kolları sıvamış. Gregoryanlığa göre Müslümanlar Hıristiyanlıktan dönme kabul edilir. Ve ahiret günü tekrar Hıristiyanlığa döneceklerine inanılır. Bu inanç başka hiçbir Hıristiyan mezhebinde yoktur. Anadolu’da Amerikalı Protestan misyonerler aracılığıyla Gregoryanlıktan Protestanlığa dönenler tıpkı Alman tröstleri ajanları gibi işbirlikçi rol üstlenmişler. (Buna Çarlık Rusyası, Britanya ve Fransa’yı da ekleyelim). Ama diğer tarafta dininden dönmeden işbirlikçilerde türemiş Osmanlı da tüm bu emperyalist odaklara yalakalaşan komprador sınıf gibi. Tekelci Kapitalizmin siyasal ifadesi olan Emperyalist saldırganlar, üretim ve enerji varlıkları için tüm dünyanın maden kaynaklarını elegeçirmek için akla gelmez türlü kanlı fırıldaklar(komplo tezgâhları) icat etmişler. Kısacası bunların hepsi “gri”. Sadece Beyaz ve Siyah mı? Ama Gri eksik olunca, sadece düalizm galip geliyor ve birbirimizi yiyerekten psikolojik savaşa naçizane katkılarımızı sunuyoruz. Böylece koskoca kanlı Emperyalist I. Evrensel Paylaşım Savaşı ustaca “Ermeni Tenkil/Soykırımı”na indirgeniyor tıpkı ondan daha berbat Emperyalist II. Evrensel Yeniden Paylaşım Savaşı’nın “Yahudi Soykırımı/Holocaust”a indirgendiği gibi. Tarih sınıflar mücadelesidir; bunun da kökeni İktisadidir, Siyasidir bunlardan tezahür eden Toplumsal olaylar da Tarihseldir. Eylemi organize eden DEVLETtir. O devlet egemen sınıfın baskı aygıtıdır. Uygulaması “terör”dür. Bu bütünü es geçtiğimizde sonuç; “yedi sağırlar birbirini ağırlar.” (Not: Girit, Rodos ve Balkanlar’da ve Kıbrıs’ta Türk-Müslümanlara ve Karabağ’da Azerilere ve Bosna’da Boşnaklara, Irak’ta Araplara; Çorum, K.Maraş’ta, Alevilere, Nagasaki ve Hiroşima’da Japonlara ve Dresden’de Almanlara ve Ukrayna’da Ruslara yapılanlar aslından insanlığa karşı girişilmiş SOYKIRIMlar değiller midir? “Cinayet”i “katliam” ya da “soykırım” olarak düalist mantıkla kategorileştirmek İNSANLIK adına büyük bir utanmazlık ve iki yüzlülük değil midir?) Emri veren ve uygulatan hangi sınıftır? Burjuva diktatörlüğü değil mi?

Hep eleştirmiyoruz. Yapıcı düşünce önermelerini hararetle destekliyoruz. Bunlardan birini Selim Yalçıner kaleme alınmış çok önemli bir devrimci Siyasal Kültür meselesini aydınlatma yönünde eleştiri sunmuş. Bu yaklaşıma ben “Yeni Dünya Düzeni”(1992) adlı, aslında bir devrimci “program” olan kitabımda MATERYALİST POLYALEKTİK adını verdim sonraki kitaplarımın önsözlerinde açınımlar getirmiştim. Keza benim mihenk noktam olan F.Engels vefat etmeden önce Anti-Dühring’in İngilizce baskısına önsözünde ‘güncel bilimlerin gelişme sürecinde Bilimsel Sosyalizm’in YÖNTEMi olarak kullanılan diyalektiğin gelecekte bilimlerin gelişerek alacakları yeni konumlara göre yeni yöntemlerini de oluşturacakları’nı vurguluyor. Günümüz Bilimsel Sosyalizm(marxizm)inin tıkanması tamamen yöntemin bilimsel güncelliği çözemeyecek boyutta kalmasıdır. Bilim üç boyutu çoktan aşmıştır. Artık “çokcul” boyutlar hem matematik, hem de laboratuar deneyleri ile kanıtlanmaktadır. Ne ki SSCB’nin 1970’li yıllarında bunu çözmek için Hegelci bir yaklaşımla Kibernetik bilimi üzerine araştırmalara ağırlık verilmiştir. Bir başka bilim insanı ekibinin bilim olarak KAOS üzerine çalışmalarında SSCB, ABD’den önde gitmiştir. PC’lerin güncel yaşama girmesi ile bu ters yöne dönmüştür. Ama hiç şüphe yok ki, materyalist diyalektiği keşfetmiş BATI burjuvazisi yine de yanlış yöndedir. Bu çok önemli tartışmayı güncelleyen Yazar ve Yorumcu yoldaşları kısa ama öz anlatımlarından dolayı kutlarım. Evet, güncel Bilimsel Komünist devrimci Siyasal Kültür’ün yeni yöntemi “ÇOK”u irdelemek için oluşturulacaktır, bir bakıma ölü Hegelci Diyalektik (ve onun Mantığını) aşarak, bir bakıma “çok geçişli-çoklu-“diyalektik olarak bunun adı Grekçe “çok” anlamında olan “POLYA”LEKTİKtir.

Ama bir bakıyorsunuz ki bir yazar BİLİNÇi unutmuş; hele KAVRAMAK nerelerde? Bunlar olmazsa PRAGMATİZMi egemen kılarsanız AKILınızda; demogojik çıkar ortaya “Yaşasın İnanç” (Meğer sen neymişsin?); topal BİLGİ o da PRATİKten dönüş yapıp sıyırtır. Alamanya’da “siyasi mülteci”(!) olarak yaşayıp Alamanca hatmeden bazı arkadaşlar PRATİK ile PRAXİS aynı şeydir buyururlar. Alaman Marx’ın eli sürçmüş, “praktisch” yerine herhalde canı sıkıldığı için, “daha doğrusu”(!) Alamanca sorunlu(!) olduğu için “praxis” yazmış, “Alman İdeolojisi”nde. Neyse ki Türk mütercimler redakte etmişler! Çok ŞÜKÜR! Yıllar sonra birileri (zındıklar) “inanç”tan haz almayıp, “bilinç” saplantısına girince “praxis”i keşfetmişler. Ne ise! Ama PRAXİS, BİLİNCi zorunlu kılar bütün bunlar DEVRİMCİLİK ile taçlanır diye iddia eden ukalalara katılıyorum bir şizofren olarak! “Solcu” iseniz zaten yazdıklarımdan “bişey” anlamayacaksınız. Diye yorum yazıyorum “sol.org”ye, ama editörlerin sansürüne takılıyor. Yayımlanmıyor. Belki bayan yazar arkadaş rencide olmasın diye. Entelektüel kibarlık bu olsa herhal! Ne solcuyum, ne de entelektüel…

Başka bir sitede eski TKP’li bir arkadaşın Marx’tan doğru tercümelerine takılıyorum, dayanamıyorum, yazıyorum: “Selahattin Hilav sizin “pratik” olarak tercüme ettiğinizi “praxis” olarak geçirmiş; hem almancaya hem marxizme vakıf mütercim, keza Lefebvre de “praxis” olarak açıklıyor.
Sevim Belli “pratik” olarak tercüme etmiş sizin gibi…
Ayrıca tüm kelimeleri öztürkçe derdi ile tercüme ettiniz mi düşünce “derinlik”i kaybolmuyor mu?
Gramsci’de “praxis”i vurgular.
“Praxis” ile “pratik” aynı olgular mıdır?

Arkadaş orijinal metini yayımlamış:
“Alles gesellschaftliche Leben ist wesentlich praktisch. Alle Mysterien, welche die Theorie zum Mystizism[us] veranlassen, finden ihre rationelle Lösung in der menschlichen Praxis und im Begreifen dieser Praxis.”
Ama inat ediyor “praxis”i redakte edip “pratik”te direniyor. Doğrusu buymuş. Benim yazdığımı bana açıklıyor: biri “tatbiki” diğeri “tatbikat” aynı şeymiş efendim. Yerseniz! “Dediğim dedik, çaldığım kırmızı düdük!”

Toplumsallaştırmayı bir “ütopya” olarak algılamışsanız. Boş yere nefes tüketirsiniz. Bilimsellik, inatçılığı değil izafi doğruyu esas alır…

Aytunç Altındal tarafından, 1984’te “aydın”lara saldırma krizi tutan Prof.YK’e, kendi deyimi ile “Bukelamun” mahlası eklenmişti. Tekrar “entelegentsia”ya atıp-tutuyor OdaTV’de. Cevap ilettik, orada da “çokbilmiş” yazılara karşı ciddi siyasal eleştiri sansürleniyor. 1- Bugünkü durumdan Türkiye’de de tüm dünyada olduğu gibi “entelegentsia”nın suçu yoktur, hiçbir siyasal bilimcinin aklına da “entelegentsia”yı suçlamak takılmaz -buradaki anlamı Latince kökenden değil, Rus Dekabrist jakoben aydınlarının dünya siyasal tarihine mal ettikleri bilimsel anlamında kullanılmak zorundadır. (Bu terimin başında “devrimci” takısı kullanılmış, fakat arkadaş farkında değil “entelegentsia” zaten devrimci olur. Bu niteliği yok ise o “entelektüel”dir. Türk siyasal mizahının güzel oturtması ile: “entel-dantel”dir…) Osmanlı siyasal kültürü bu ayrımı çok güzel yapmış zamanında; “Fehim” ve “Fehmi”…
2-“Komünist”in ne olduğu en öz ve güzel biçimde “Komünist Manifesto”da açıklanmıştır. Orada çok açıklayıcı bir bölüm vardır “Gerici Sosyalizmler/Komünizmler” diye… (Manifesto diyor “sol” ve “solcu”lara ben tekrarlıyorum inatla, o kadar…)
3-Ayrıca Bilimsel Sosyalizmin teorisi hiçbir zaman “sabit” olmamıştır, olamazda; diyalektik-materyalizm söz konusu ise…
4-Bilimsel sosyalizm, ideoloji (ve doktrin) değildir. Marx-Engels, ideolojiyi “yanlış bilinç” olarak kavramlaştırmışlardır. Bilimsel Sosyalizm ideoloji değil, SİYASAL KÜLTÜRdür… (Çünkü sonuçta DEVLETi güçlendirmeyi değil, söndürmeyi amaçlar.)
5-“Hegelci Prusya Sosyalizm”i demogojisi yoktur, Lassalle’ın bilimsel sosyalizmi tahrif etmesi üzerine ustaların vurguladıkları ve sonuçta II.Enternasyonal (gerici burjuva sosyalizmleri)ne giden yolun bilimsel tanımlamasıdır. KAVRANILMASI için birkaç temel kitabın okunması zorunludur…
6- “Demogoji” bir başka kavram, “ŞABLONCU”luk başka bir kavramdır. Türk (“Türkiye” değil) devrimcilerinin en büyük hastalığı olarak da ifade edilebilir, bu kavramsallıkta çok çok doğrudur. Ama maalesef dünyada da bu hastalık Hegelci diyalektik mantığın AŞILAMAMASINDAN doğmaktadır. Kaldı ki Latin Amerika, Kuba’dan sonra Venezuela örneği ile kendi ÖZGÜN denemelerine girişmiştir. (Türkiye’de son olayların gerçek özü şudur: ABD açısından “karın ağrısı” bir “Türk Chavez”in ortaya çıkma korkusudur. Bunun için sivil-vali Recep Yazıcıoğlu CIA-MOSSAD tarafından usülüne uygun katledilmiştir.) Devrimci Atılım açısından bir “Türk Modeli” çıkarmak zorunludur, darısı bizim başımıza…
7- Türkiye özgünlüğünde KEMALİZM (ATATÜRKÇÜLÜK) diye bir tanımlama ancak jakoben küçük burjuva devrimcilerini veya entelektüellerini bağlar ama KEMALİST siyasal kavramı dünyasal bir nesnel gerçeklik ifade etmiştir, eder… Çünkü kapitalizmin dışında bir iktisadi siyasi yol mu çizmiştir Kemalist Milli Demokratik Devrim girişimi, hayır! Karma ekonomi o günün Keynesci ekonomi politiğidir. Keza SSCB’deki NEP…
8- Türk bilimsel komünistleri 1919’dan beri Kuvayı Milliye çeteleri kurarak I.BMM’inde siyasi görevler yüklenerek TÜRK AYDINLANMA savaşının daima en önünde olmuşlardır. Mustafa Suphi ve 10 arkadaşını herhalde benim babam öldürtmedi? 1923–38 arası anti-komünist tutuklama ve imhaları da benim babam düzenlemedi! Bu tutuklamalarda nice ilerici-yurtsever-demokrat-devrimci işçi ve emekçi işkencelerle katledilmiştir. Nazım Hikmet’in başına gelenler Ay’da gerçekleşmedi! 1946 tevkifatları çaba. 1950 ve günümüze kadar sürdürülmüş “anti-komünist haçlı seferi”nin hangi resmi ideoloji ile sürdürüldüğü açıktır…
9-Bütün bunlara karşın devrimci komünist siyasal kültür hakkında temel düşünce disiplini sahibi olmadan ve bu tarihsel oluşumu kavramadan, ahkâm kesenlerin bugün gönüllü konspiratörlük icra edebileceklerini ama yarın bordrolu ajan-provokatörler olacakları ikazını yapıyoruz. Onun için okutulmuş ve kulaktan dolma değil, bizzat kendilerince bol bol her çeşit kitap (bilim-teknik-sanat)okumayı, okuduklarını pratikte sınamayı, özeleştiri yetilerini geliştirerek bilinçli eylemci (praxisci) olmaklarını tavsiye ediyorum…

“Değişim”in esas olduğu yaşamda hiçbir zaman “EŞİTLİK”in olamayacağını –ki materyalist diyalektik/polyalektik söz konusu ise- vurgularken; Toplumsallaştırılmış toplum yaşama geçirilmeden ÖZGÜRLÜK de olamaz diyoruz. Onun için tek yol sürekli/kesintisiz devrimdir…

Halid Özkul
25. 04. 2010

Reklamlar

About tkmb2247

TURKIYE NIN KURTULUSU ICIN MUCADELE BIRLIGI
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s