“TAŞERON KATİLLER” -Halid ÖZKUL

“Taşeron”; bir yapılması gereken ve sözleşme ile üstlenilmiş bir işi asıl üstlenicinin adına onun ile yapılan mukavele gereği yerine getirme işlemine denir. Bu işlerde esas amaç kârdan pay almaktır. Daha çok devletle büyük şirketler arasında açık arttırma yolu ile yapılan ihalelerden sonra büyük şirketlerin kârlarından küçük bir pay vererek daha çok yasanın açıklarından faydalanarak kurulmuş “kap-kaç”cı şirketlere devrettikleri işlerdir bunlar. Veya devletin kendinin yapması gereken politik sorunlar çıkartabilecek işleri yasalar çerçevesinde denetlenen kendi kurumlarına değil de buz dağının altında yasa dışı faaliyette de bulunan şirketlerle yapılan işlerdir. Ama bunlar uç noktalardaki ilişkilerdir.

Bir de 1990’lardan beri neo-con (yeni muhafazakârlar) denen Amerikalı sağ kanat politikacılarının uygulamaya başladığı neo-liberal ekonomi politikalar gereği ortaya çıkan taşeron faaliyetleri vardır ki bunlar doğal iş ilişkilerine hâkim olmaya başlamıştır. Neo-liberal politikalar bütün toplumsal emek ürünü olan kamu yatırımlarının değerlerinin altında özel sektöre satılmasını esas almıştır.

Böylece Kamu yatırımları yabancı ve yerli çokuluslu tröstlerce yağmalanırken burada çalışan işçi sınıfı da öncelikle sendikasızlaştırılmış, böylece zaten toplumsal emeğin değeri olup işçilerin ödenmemiş emek miktarlarının toplamına denk düşen kârdan işçi sınıfına dönüşlerin önü de kesilmiştir. Ayrıca çalışma saatleri patronların keyfine göre ayarlanmaya başlanmış, iş yerlerinde işçi sağlığını ve güvenliğini ilgilendiren tedbirler yerine getirilmemeye başlanmıştır. Yapılmış olan ciddi yaptırımlar ise Avrupa Birliği müptesatının şart koştuğu uygulamalardır. Örneğin iş yeri doktor ve sağlıkçı-hemşire bulundurma zorunluğu, bu sefer başka zorunlu uygulamaları es geçerekten uygulanmaya başlanmıştır. Ucuz yemek tabldotu sonucu toplu işçi zehirlenmeleri gibi…
Ama bu uygulamalar kapitalizmin gelişiminin doğal seyrine göre kurulmuş köklü ve büyük işletmelerde değildir. Bunlar bir zamanlar “Anadolu Aslanları” diye piyasaya sürülmüş, dini siyasi açınım üzerinden tarikat bağlantıları ile oluşturulmuş şirketlerin AKP siyasi iktidarı sürecinde “merdiven altı” olarak tarif edilen; vergi kaçıran, her türlü yasa açıklarından faydalanarak rant vurgunundan pay alan işletmelerde şahit olunmuştur.
İşte Soma’daki uygulamada bu neo-liberal vurgunculuğun en son kanlı örneğidir. İhalelerde siyasi yandaşlık kafa-kol uzlaşmaları ile ucuza kapatılan devlet işletmesinden faydalanma tezgâhının yansımasıdır.

 

Kapitalizmin derin ekonomik krize girdiği dönemlerde vurguncu yani büyük sermayesi olmadığı halde bu kaotik ortamda büyük kâr elde etmeye çalışan uyanık burjuva kapitalist girişimciler gayrimenkule yatırım yaparak bu krizden büyük kârlarla çıkıp ekonominin ön sıralardaki holdinglerden, dolar milyonerlerinden, milyarderlerinden biri olmayı amaçlarlar. Onun için bu dönemin finans vurguncuları olan bankalardan kredi ile büyük para anlaşmalarına girerler. Bu kredileri finanse etmenin en ucuz yollarından biri de madencilik sektöründeki ucuz emek gücünü kullanmaktır. Çünkü kapitalizmin ekonomik kriz dönemlerinde işsizlik daha da arttığı için “işsiz ordusu” oluşur adeta. Böylece emek gücünün kirası da kapitalistlerce düşürülür. Bundan dolayı sendikasız olan, böylece kendini savunacak ekonomik örgütlenmeden yoksun olan işçiler sigortasız çalışmaya razı olurlar. Bundan faydalanan patronlar sınıfı “özgür köleler” denilen işçi sınıfını gerçek anlamda “kiralık köleler” gibi kullanmaya başlar.
İşte Soma’da olanların iktisadi-siyasi-sosyolojik boyutu budur. Aslında buna göz yummak yasa dışılıktır. Ortaya çıkan ve yabancı basın tarafından 700 sayısı ile ifade edilen ölümler, tam anlamı ile bir “işçi soykırımı”dır. Adli görevlilerin nasıl bir soruşturma açıp-yürüteceği konusunda maalesef beklentilerimiz ümitsizdir. Ama olan olay Osmanlıdan beri Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en kanlı cinayetidir. Buna “kaza” demek için bizleri salak yerine koymaları gerekir. AKP iktidarının neo-liberal ekonomi-politikaları iflas etmiştir. Ekonomi ölüme bulanmıştır. Siyasetleri faşizm batağına saplanmıştır. Sessiz kalanlara yazıklar olsun… İnsanlıklarından utansınlar, geride onca dul kadın ve yetim çocuk kalmıştır.

Devrimci çözüm artık tarihsel zorunluluktur…

Halid Özkul
16.05.2014
ZeytinEfe
(Burhaniye günlük gazetesi köşe yazısı)

Reklamlar

About tkmb2247

TURKIYE NIN KURTULUSU ICIN MUCADELE BIRLIGI
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s