TANRI GENİNİ YOK ETME VE DÜNYA NÜFUSUNU AZALTMA, BİYOLOJİK SAVAŞLAR

Amerikalı Genetik uzmanı ve Washington Ulusal Kanser ve Sağlık Enstitüsüaraştırmacısı Dr. Dean Hamer inanılmaz bir iddia ortaya atmış ve “Tanrı Geni : İnanç nasıl genlerimize kodlanmış” isimli bir kitap yazarak VMAT2 isminde bir gen tespit ettiğini ve bunun inanç sistemimizde önemli bir faktör olduğunu duyurdu. Tabi ki bilim adamı Hamer’ın bu iddiası bilim ve din çevrelerinde de büyük tartışmaları beraberinde getirdi.

 

Hamer VMAT2 isminde bir gen olduğunu ve bu gen sayesinde insanın inanç seviyesinin ölçülebileceğine, yine bu gen sayesinde inanç seviyesinin üst seviyelere çıkarılarak inancının kuvvetli, indirilerek ise inançsız yani ateist bir kişilik oluşturulabileceğine dikkat çekiyordu.  Hamer bu geni bulma aşamasında yani “Tanrı Geni” arayışında kendisine yardımcı olabilecek denekler topladı ve bu denekleri ikiz kardeşler arasından seçti.

 

Evvela tek yumurta ikizi olan 106 ayrı kişide bir düzine testler yapıldı ve çıkan sonuca göre tek yumurta ikizi olan yani aslında genetik yapısı da birbirine benzeyen bu kişilerde dini inancı yüksek olan kardeşin genlerindeki moleküler yapıda “Cytonsine” isimli nükleik asit olanlarda Tanrı inancı daha yüksek gözüküyordu.

 

Buna rağmen yine tek yumurta ikizi olan ve aynı genlere sahip olduğu diğer kardeşte ise genlerindeki moleküler yapıda ise diğer bir hükleik asit olan “Adenine” yüksek seviyede bulunuyordu.

 

Yani Dr. Hamer’ın testlerine göre “Cytonsine” nükleik asiti değeri fazla olanlar dindar, “Adenine” nükleik asiti değeri fazla olanlar ise inanç bakımından zayıf kişileri teşkil ediyorlardı.

 

Tabi ateistler için bu bulunmaz bir fırsat olarak algılandı ve Tanrı diye manevi bir varlığın olmadığını bunun sadece biyokimyasal bir etken olduğunu ileri sürdüler. İnançlı kimseler ise bunu kabul etmedi ve aslında bu keşif ile Tanrı’nın varlığı dahada kanıtlanmış olduğunu ve bunun da insanın genine kodlanmış gizli bir kutsal şifre olduğu yönünde açıklama yaptılar.

 

Ancak Tanrı Geni isimli VMAT2 isimli gen hakkında daha kapsamlı bir araştırma yapan Dr. Francis Collins çok önemli bir araştırmaya imza attı ve Humon Genome Researh Instuteisimli kuruluşta 2430 kişilik dev bir ekip önce insanın üç milyar gibi büyük bir dizilime sahip olan insanın gen haritasını çıkarmayı başarmıştı. Dr. Collins konu ile alakalı bir açıklama yaptı ve Tanrı Geni isimli araştırmanın aslında Tanrı’nın varlığını ilmi açıdan da ispat etmek olduğunu belirtti.

 

Dr. Collins VMAT2 genine sahip olan kimselerin daha inançlı olduğunu dile getiriyor ve bu geni pasifize olmuş kişilerin ise tamamen inançsız olduğunu bildiriyordu. Ancak Collins’in yaptığı açıklamada dikkati çeken başka bir yön daha vardı. Dr. Collins şöyle diyordu;

 

“Şimdiye kadar yaptığımız araştırmalarda VMAT2 geninin aktif hale gelmesini sağlayan dış bir tesir bulamadık.”

 

Dr. Collins özetle Tanrı Geni isimli genin dışarıdan verilen dini eğitimler, çevre faktörleri veya diğer etkenler olsun ne aktif olarak kişinin bir dindar olabileceğini, ne de dinden uzak bir kişilik olabileceğini söylüyordu. Daha da ilginç bir iddiası vardı ve şöyle diyordu;

 

“Tanrı Geninin mucizevi bir şekilde belirleyemediğimiz sebepler neticesinde aktif hale gelip insanlardaki inanç olgusunu meydana getirdiğini düşünüyoruz.”

 

Dr.Collisn açıkça Tanrı Geni’nin Tanrı’nın insiyatifi ile dilediğinde aktif hale getirilip dilediğinde pasifize edildiğini söylüyordu. Fakat burada Dr.Collins’den yıllar önce Tanrı Geni olarak tabir edilmese bile kişilerin inançlarının ancak Tanrı’nın dilemesi ile olacağı başka bir ağız tarafından dile getiriliyordu. Bu kişi Hz.Muhammed’e ayetler indirmeye devam eden melek Cebrail’in “Tanrı’nın Sözü” olarak indirdiği ayetlerden başkası değildi.

 

Hz.Muhammed amcası Ebu Talib’in iman etmemesine çok üzülüyordu ve kendisinin Müslüman olması için girişimlerde bulunuyordu ve bir gece gönlü çok dolup taşarak amcasının iman etmesini müslüman yapacağına dair söz umutlar besliyordu ki Cebrail isimli melek gelerek şu ayeti indirdi;

 

KASAS SURESİ 28/56

 

“Sen dilediğin kimseyi hidayete ulaştırıp doğru yola eriştiremezsin. Fakat ancak Allah dilediğini doğruya hidayet eder. O Allah hidayete gelecek olanları pek iyi bilir.”

 

Hz.Muhammed’in Cebrail a.s vasıtasıyla müslümanlara ilettiği Allah’ın bildirdiği ve tıpkı Dr.Collins’in açıklamasında olduğu gibi “Kişinin Tanrı Geni’nin harekete geçmesini ancak ben bilirim” diyordu.

 

Ne kadar ilginç değil mi?

 

Tanrı Geninin harekete geçmesi ise kişinin çabası gereğincedir çünkü yine başka bir ayetinde Allah bu durumu şöyle açıklıyor;

 

NECM SURESİ 42

 

“Mükafaatının karşılığı ona tas tamam verilecektir”

 

RAHMAN SURESİ 60

 

“İyiliğin mükafaatı iyilikten başkası değildir”

 

Virginia Üniversitesi‘nin psikiyatri uzmanı Lindon Eaves’ın konu hakkındaki yorumu şöyle:

 

“Tanrı kavramının beyinde şekillendiği doğru olabilir. Peki neden bu kavram oluşuyor ona bakmak lazım? Yani neden beyinde “inanma” isteğini doğuran kimyasal aktiviteler yaşanıyor? Bence bunun cevabı yine Tanrı’nın gücünde yatıyor.”

 

Hülasa Allah inanç yolunda çabalayanların emeğini zayi etmiyor ve Dr.Collins’in teorisinde olduğu gibi VMAT2 genini aktif ediyordu.

 

Peki şeytan boş mu duruyordu tüm bunlar olurken?

 

Hayır…

 

Onlar da iş başındaydı ve ülkelerin tepelerinde Chamtrail isminde ki bir ilaçlama sistemiyle insanların üzerine bazı gazlar vererek bu geni yok etmeyi hedefliyorlardı ve inançsız olan toplumları kontrol etmek ise daha kolay olacaktı. Zira ahlak ve humanist vicdan gibi mefhumlara kulak asmadan yaşayan insanlar sürüsü olmaktan öteye gidemeyecektik.

 

Z Raporu isimli filmi bir çoğumuz izlemişizdir değil mi?

 

 

 

Filmde bir gen sebebiyle insanların büyük bir çoğunluğu mutasyona uğruyor ve zombi halini aliyor yani “yaşayan ölüler” olarak hayatta kalıyorlar. Düşünmeyen, akletmeyen, belli bir hiyerarşide sadece hayatta kalma şartına bağlı olan, bu hayatta kalma şartıda sadece beslenmek olan insan sürüleri. Hayatta kalanlar ise seçkin insanlar kolonisi ve dünyanın geleceğine karar verecek olan seçilmişler…

 

Aslında bu film çok şey anlatıyor ve belki bir gün analizini yaparız…

 

Bugün de maalesef belli bir hiyerarşide yaşayan insanlar olarak bizler hayatımızı sürdürüyoruz, derin dünya devleti olan İlluminati başta olmak üzere masonik bir çok örgütün filmde anlatıldığı gibi hayatta kalma şartı olan “beslenme” şartına mecbur bırakılan insanlar sürüsüyüz. Günde 8-12 saat çalışmak zorundayız ki sadece bizi ve beraberimizdeki “aile” dediğimiz insanları beslenerek hayatta tutabilelim.

 

Derin Dünya devletinin ağabeyleri dünya nüfusunun azaltılmasını her fırsatta dile getiriyorlar ve bu doğrultuda çalışmalarını da sürdürmeye devam ediyorlar. Bakın İlluminati isimli örgütün en tepesinde olan ve yine aynı isimle olan İLLUMİNATİ isimli kitabımızda da anlattığımız Rockefeller ailesinin vakfı olan “Rockefeller Foundation” vakfı başkanı Judith Roddinuygulanacak bir virüs ile dünya nüfusunun azaltılacağı yönünde bir iddia gündeme getirmişti.

 

Peki ne yapabilirler?

 

Daha önce yine kitaplarımızda ve bir çok yazar dostumuzun kitaplarında, makalelerinde ve televizyon programlarında dile getirildiği gibi domuz gribi, kuş gribi gibi sunni hastalıkların aslında birer biyolojik silah olduğunu defalarca anlatmıştık. Yine bu çalışma kapsamında Tanrı Geni isimli geni yok etmek için uzun süredir bir çalışma sürdürülüyor ve Tanrı Geni isimli VMAT2 genini pasifize etmeye çalışıyorlar ve sabit inanç duygularından insanları arındırıyorlar. Kökten yok etmeyi başaramasalarda bugün Afganistan, Lübnan ve Irak‘ta bu gen çalışmasının yapıldığını biliyoruz.

 

Chamtrail uçaklarından sıkılan gazlarda yine Tanrı Geni isimli geni pasifize etmek için yürütülen çalışmalardan sadece bir tanesi ve insanları inançsız, düşünmeyen, aslında bir Tanrı’ya inandığını sanan ancak bu gen pasifize olduğu için ibadet ismi verilen manevi tedavi yöntemine eğilim sergilemeyen bireyler haline getirmek…

 

Hatırlayınız; bu aşılar piyasaya sürüldüğünde de bir çok insanı aşı yapmaya zorlamışlar, ancak zorlayanlar kendileri aşı olmamışlardı. Yine Tanrı genini yok etmek için böyle sahte bir virüs geliştirilecek ve yine aşı olunması için insanlar çaresiz bırakılacak. Daha sonra aşı olan insanlara ise Tanrı Geni ismi verilen VMAT2 isimli geni yok etmek diğer bir deyişle pasifize etmek için aşı enjekte edilecek.

 

Domuz gribini hatırlayanınız var mı?

 

Bir dönem ABD başta olmak üzere dünyayı kasıp kavurmuştu ve aşısı da beraberinde üretilmişti.

 

 

Aşının ismini hatırlayanınız var mı?

 

Ben söyleyim… Aşının ismi H1N1 aşısı ve domuz gribi sebebiyle 191 ülkede 8237 kişi hayatını kaybetmişti.

 

İLLUMİNATİ isimli örgütün en köklü üyelerinden biri olan Rockefeller ailesinin vakfı olan “Rockefeller Foundation” vakfı başkanı ise iştahla sanki ölümleri kutsarcasına ve sevinircesine şu açıklamayı yapıyordu;

 

“Daha şimdiden dünya nüfusunun beşte biri, bu virüsü kapmış. Kısa bir süre sekiz milyondan fazla insan bu virüs yüzünden ölecek”

 

Sağlık sektörüne kazandırılan ilaçlar malumunuz “Avrupa İlaçlar Birliği” tarafından onaylanarak halka arz ediliyor ancak ne gariptir ki Rockefeller ailesinin övdüğü bu virüsü tedavi edici ilaç olan H1N1 bu kuruluş tarafından onaylanmadan piyasaya sürülmüştü ve halk bu aşıyı yaptırması yönünde zorlanıyor baskı yapılıyordu.

 

Peki ya aşı olanlar?

 

Bazı sağlık kuruluşları aşılardaki moleküllerin Barre Sendromu, kısmi felç ve Anafilaktik şok ile birlikte ani ölüm riski olduğunu dile getirdi ve yine dünya üzerinde bir çok kişi aşılar yapıldıktan sonra şok geçirerek hayata gözlerini yumdu.

 

Dünya nüfusunu azaltma projesi faaliyete girmişti bile…

 

Peki ya Türkiye?

 

Domuz gribi 2009 yılında piyasaya çıktı ve bu tarihten sonra ilacı Türkiye’ye de geldi ve aşılar yapılmaya başlandı, insanımız maalesef korku psokolojisi ile korkutularak bu aşılardan olmaya zorlandı.

 

Peki ya sonra?

 

Bu aşıların içerisinde kansorojen madde olduğu yüzde yüz kanıtlanan “Formaldehit” isimli madde vardı ve buna rağmen aşılar bir çok insana enjekte edildi.

 

Sonra ne oldu biliyor musunuz?

 

Yıl 2014 ve Türkiye insanın bir çoğu kanser sebebiyle hayatını kaybediyor..

 

Derin Dünya Devleti dünya nüfusunu kontrol altına alabilmek adına genetiği değiştirilmiş gıdalar ve genetik kodlaması değiştirilmeye çalışılan insanlar ile faaliyetine devam ediyor. Tıpkı bilgisayarlarımıza giren virüsler gibi genetik sistemimize ister aşılar, ister Chamtrail gibi yöntemlerle müdaheleler ediyorlar.

 

İşte bu nedenle inançsız bir toplum dayatılan Domuz gribi gibi sahte şeylere boyun eğecek kurbanlardan oluşacaktır. Bu nedenle inanç genimiz olan Tanrı Geni isimli geni yok etmek şüphesiz bu derin planlayıcıların en büyük hedeflerinden biridir.

 

Yazımızı Adolf Hitler’e kulak vererek bitirelim;

 

“İNSANLARIN DÜŞÜNMEMESİ YÖNETİCİLER İÇİN NE BÜYÜK ŞANS!”

 

KURSAD BERKKAN

 

Not: Lütfen paylaşırken ve alıntı yaparken kaynak göstererek yapınız…

 

Reklamlar

About tkmb2247

TURKIYE NIN KURTULUSU ICIN MUCADELE BIRLIGI
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

One Response to TANRI GENİNİ YOK ETME VE DÜNYA NÜFUSUNU AZALTMA, BİYOLOJİK SAVAŞLAR

  1. ÇOK DEĞERLİ BİLGİLER TEŞEKKÜRLER…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s