II: SEVR’E HAZIR OLUN; TÜRKİYE 2’YE 3’E 4’E ..BÖLÜNECEK

Türkiye’nin II. Sevr anlaşmasına sürüklenip Türkiye 2’ye, 3’e, 4’e… bölünmeye doğru gittiğimizin farkında olmayan soytarılar, Komşularımızın başkentini hayal dünyalarında Türkiye’nin birer vilayeti halene getiriyorlar.

Fatih Tezcan adlı medya maymunu kendinden geçerek Yeni Osmanlıcı yayılmacı hezeyanlarını TV kanalından ağzı salyalar akarak dile getirdi; “Kahire 82. Şam 84. Bağdat 85. Mekke 86. Medine 87. vilayetimizdir …Şam benim Kahire benim ben Osmanlı çocuğuyum ağam” diyor (https://eksisozluk.com/kahire-82-sam-83-bagdat-84-mekke-85-…)

Fatih Tezcan’ın dile getirdikleri bu gün Başbakan Davutoğlu ( ve kitabı “Stratejik Derinlik”te dile gelen) anlayış kadar diktatör Erdoğan’ın yol haritasını oluşturan bir yönelimdir. Tarihsel dayanağı kılıç zoru bir yayılmacı barbarlığın başka ülkelerin emeklerine ve topraklarına kanla zulümle el koymaktan ibaret olan bu algı, 21. Yy da hiçbir siyasal, sosyal ve ekonomik dayanağa sahip değildir. Türkiye üçüncü sınıf ekonomisiyle en çok batılı emperyalistlerin bölgedeki taşeronluğunu yapar yani kukla olarak komşularına saldıracak bir beşinci tabur olur. 20.yy başlarında Osmanlının yarı sömürge hallerini tarihsel konumuyla ele aldığımızda görülecek olan da o ki, Osmanlı yayılmacılığı hiçbir zaman yeni bur uygarlık atağı değildi. O bir sürüngen gibi sadece şiddete dayalı barbarlığa dayalı bir yayılmacılıktı; kılıç ve at nallarının ahlaksız ve vicdansız tepinmeleri olmasaydı yerli halkların vatan haline getirdikleri tarihi topraklarını ele geçirmenin hiçbir imkanı yoktu. Osmanlı rezil ve aşağılık bir feodal imparatorluk olarak, içinden çıkıp gelmiş ancak farklı bir planla kurulması tasarlanan Cumhuriyetin ve kurucusu Atatürk’ün de midesini alt üst eden bir vakıaydı; “Bulgarlar, Sırplar, Macarlar, Rumlar sabanlarına yapışmışlar, varlıklarını korumuşlar, kuvvetlenmişlerdir. Bizim milletimiz de böyle fetihlerin akasından serserilik etmiş ana yurdunda çalışmamış olmasından dolayı bir gün onlara yenilmiştir. Bu böyle bir gerçektir ki, tarihin her devrinde ve dünyanın her yerinde aynen olagelmiştir.” (Aktaran, Cemal Kutay,Türkçe İbadet, s;154)

Fatih Tezcan ciddiye alınmayacak kadar cahil ve bir numaralı yalancı olarak kendini hızlı konuşmayla örtemeye çalışan birdir. Ortalama izleyicinin ortaya atılan görüşlerin doğruluğunu araştırma gibi bir derdi olmaması üzerine kurgulanmış yalanlarını servis eder. Defalarca beni “öldü” diye TV kanallarından sevinçle ilan etmesi gibi. Adam yüzsüzdür ve her türden yalanı rahatlıkla söyleyebilecek ve kendini Allah için yaptı diyerek kandırıp vicdanını huzur içinde tutabilecek biridir; “Beşşar Esad İngiliz vatandaşı ve casusudur bir iki haftaya kadar oraya ailesiyle iltica edecektir” demekten bir beis görmez. Onun biat kültürlü izleyicilerin de aklına gelip “aradan 3 yıl geçti iddialarınıza ne oldu, elinizde belgeniz, kanıtınız var mı?” diye sorulmaz. Bu bir biat kültürüdür onu da esir eden, aydınlanma çağının “aklınızı özgürleştirin” (Kant) çağrısından buyana 300 yıl geçmesine karşın bu soytarı aklını teslim ettiği algıların esiri olarak sonsuz yolan potansiyeliyle yine kandisi gibi gerçeklerle ilgili olmayan çevrelerde beyin karmaşası yaratmaya devam eder.

Son iddiası da böylesi bir yalan kurgudan ibarettir. Kahire Osmanlının iyi gününde bile bağımsızlığını kimseye kaptırmamışken bu gün batılı emperyalist sermayenin üçüncü sınıf bir kuklası olan Diktatör Erdoğan Türkiye’sinin Kahire 82. Şam 84. Bağdat 85. Mekke 86. Medine 87. Vilayeti yapabileceğini düşünmek için sadece cahil ve aptal olmak gerek. Fatih Tezcan bu dur.

Dünyanın tüm terör örgütleri 80 kışkırtıcı finansçı devletin güdümünde Suriye’ye saldırmasına karşın aldıkları yenilgiyi görmek istemeyen bu meczup kendi gibi aptallara heyecan pompalasa da siyasetin ehli bu zırvalıkları ciddiye almayacağı açıktır.

Gerçek ise Bu medya maymununu rüyada yakalayacaktır. Bu akılların idaresi altında Türkiye hızla ve kanlı yollarla II: Sevr anlaşmasına uçmaktadır. Bunun sonucu ise Vilayet artırımı değil ülkenin amip gibi bölünüp çoğalmasıdır. Herkes Türkiye’nin 2’ye, 3’e, 4’e …Bölünmesine hazır olsun.

Derler ki kendi düşen ağlamaz.

Tüm halkların kurucu ortak olduğu, demokratik bir anayasa olmaksızın bu ülkede hiçbir olumlu adım atılamaz. Demokratik anayasa da farklılıklarımızın tüm haklarını yasa ve kurumlarla destekli olarak tanımlamalıdır. Bu bir demokratik Türkiye algısıdır; bu olmaksızın II. Sevr gidişinden kurtuluşun olmayacağını bilmek gerek. O zaman kimse kimseyi suçlama yarışına girmesin suratlarına şamar gibi “siz ektiniz siz biçeceksiniz” diye atasözünü yapıştıracağız.

Mihrac Ural – 8 Ekim 2014 / Çarşamba – Slınfi

Reklamlar

About tkmb2247

TURKIYE NIN KURTULUSU ICIN MUCADELE BIRLIGI
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s