SAMİMİYETSİZ  DİNDARLIK-Oktan KELEŞ

Kuyudaki o lanetin sesiyle kendime geldim birden. Bütün vücudum bunları düşünürken adeta kaskatı kesilmişti. İblis konuşuyordu; fakat sanki ses ondan değil de Dabulyu’dan çıkar gibiydi. Demek ki Dabulyu burada bir verici konumundaydı. Söyledikleri Şeytanîlere emir ve talimatlar şeklindeydi:

– İnsanlığı süratle ruhundan koparın!

Ahlaksızlığı ve kötülüğü yeryüzüne yayın!

Bu sırada Firavun söze atıldı:

– Kötülüğü Müslümanlara işletmekte zorlanıyoruz. Diğer insanlık gibi bu konuda kolay lokma olmuyorlar ve dindarlığa her geçen gün daha da yaklaşıyorlar. Yani biz kötülüğü arttırdıkça Müslümanlar dindarlığa yöneliyorlar. Bu planımız hep aksıyor ve ters tepiyor. Bunun için yeni bir metot önermenizi bekliyorum.

Şeytan o anda kızgınlıkla:

Dindar olsunlar; ama ahlaklı olmasınlar dedi.

Böyle bir dindarlığın bana zararı olmaz. Tam tersi planlarıma yararı bile olur. Kötülüğe gelince ben Müslümanları iyi tanırım. Kötülükte bunlar nazlanır. Pek yanaşmazlar. Onun için kötülüğü eğlenceli hâle getirin.

Firavun yanındaki Şeytanîlere döndü ve not alan Şeytanîye:

– Bu çok güzel bir fikir. Medyanın başındaki adamımıza söyleyin bu ibareyi bir doktrin hâlinde ilk önce:

* Buna bağlı planlar hazırlasınlar.

* Müslüman ülkelerinde bu planları uygulasınlar.

* Kötülüğü hoş, eğlenceli ve sıradanmış gibi gösteren; insana öyle algılatan programlar, diziler, filmler yapsınlar.

* Toplumun kınayacağı herhangi bir kötülük meydana geldiğinde de adamlarımızca kullanılan kişileri hoş gösterecek ve onları kınanmaktan kurtaracak bir kamuoyu oluştursunlar.

* Tanınmış sanatçılar, gazeteciler, yazarlar, bilim adamları ve diğerleri kınanacak olan bu kötülüğü sıradanmış gibi Müslüman halka telkin etsinler.

* Bunları uygularken de çağ dışı, medeniyet, özgürlük kavramlarını kullansınlar.

* Bu duruma karşı çıkan âlimleri, kitleleri küçük düşürecek ve onların önünü kesecek yorumlar yapsınlar.

* Bunlara komplolar kursunlar.

* Aynı şeyi ahlak konusunda da düzenleyip ortaya koysunlar.

* Ahlaksızlığı sıradan, olası, hoş, sevimli bir hâle getirip beyinlere bu şekilde algılatsınlar.

 Söylediklerim kralımızın doktrinidir.

Firavun’un bu önerilerinden sonra İblis devam etti:

Özellikle Müslüman toplumlarda   içi boşaltılmış ve   tefekkürden, ahlaktan, mânâdan uzaklaştırılmış   dindarlık akımını yayın.

Firavun tekrar katibine dönerek:

– Bunu zaten başardık sayılır dedi. Böyle bir akımı neredeyse yerleştirdik halk arasına.

 Konu başlığı:    Samimiyetsiz Dindarlık

Camilerde, hacda bir araya gelen Müslümanlar hep içi boşaltılmış durumda. Aralarında hiç muhabbet yok. İşte bu olayı şimdi had safhaya çıkartın!

Bütün bu söylenilenlerle her şeyi daha iyi anlamaya başlamıştım. Birçok Allah dostu şöyle diyordu:

 “Cami sadece namaz kılınan bir yer değildir.” 

Bu sırada İblis kızgın bir sesle Firavun’a bağırmaya başladı:

– Daha fazlasını istiyorum… Her sene hacca içi boşaltılmış hâlde dahi olsa kimsenin gelmesini istemiyorum. Zira her sene milyonlarca Müslüman gelerek beni taşlıyor. Bu taşlamalar bana haddinden fazla acı veriyor. Taşların yaratılışımın üzerindeki tesiri çok büyük. Müslümanlar sırf bu iş için bile gelseler; beni taşlamalarından ızdırap duyuyorum. Kahroluyorum. Çünkü Yaradan bana “Âdemoğluna secde et! “ dediği zaman o topraktan olduğundan ve toprağı da değersiz gördüğümden bu emre uymadım. Allah da beni kıyamete kadar hakir gördüğüm, aslı toprak olan bu taşlarla taşlatıyor, küçük düşürüp ızdırap verdiriyor. Hakir gördüğüm bu toprak beni çok küçük düşürüyor.

 İşittiğim bu sözler sık sık şahit olduğum, ama bir türlü anlam veremediğim olayların üzerine bir çentik atıyor ve perde yırtıldıkça gerçek ortaya çıkıyordu.

Müslüman’dık; ama Müslüman gibi neden davranamıyorduk? Bu mesele son zamanlarda beni hayli meşgul ediyordu. İçi boşaltılmış, mânâsı unutulmuş ibadetler sadece ritüeller zinciri gibiydi. Hac ibadeti için de bunun böyle olduğunu düşünüyordum. Milyonlarca insanın bu görevi tam mânâsıyla yapamadığına ve bu kutsal ibadetin bir kongre olmaktan çıktığına şahit oluyor, bundan da aşırı üzüntü duyuyordum. Ancak bu işittiklerimden sonra bu konudaki düşüncelerim farklı bir anlam kazandı. Hele ki daha sonraki günlerde İlhami Abi’nin anlattıklarından sonra bu konu hakkında çok daha farklı düşünmeye başlayacaktım.

Bir gün kendisine hac ibadeti hakkında sorular sormuştum ve İlhami Abi de bana şunları anlatmıştı:

Hac ruhu azalsa da şeytan laneti hacca gelinip kendinin taşlanmasından çok acı ve ızdırap duyar ve küçük düşer.

 Hacdaki büyük ve küçük şeytan taşlama mekanları sembolik zannedilse de o iki taşlanan şeytanın kafası kuyudan oraya bağlanır. Her taş yiyişte büyük ızdırap duyar. Ona bunun çok büyük tesiri vardır. O alanda hacıların izdihamdan birbirlerini öldürmesinden şeytan çok zevk alır. Keyiflenir. Bu yüzden Efendimiz Hz. Muhammedimiz (sav) bir hadisinde şöyle buyurur:

“O bölgede birbirinizi öldürmeyiniz.”

Bu yüzden ne olursa olsun hacca gidilmeli. Hac ibadeti bu yönüyle de eda edilmelidir. Mânâ yönünü inşallah Allah nasip etsin.

İlhami Abi’nin anlattıklarından ve bugün gözlerimin önünde gerçekleşen olaylardan sonra haccın bu yönünü daha farklı düşünmeye başlamıştım.

– Bu konuda elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Haccı engellemek için fitneler yayıyoruz. Hacca gidemesinler diye Müslümanlara ülkelerinde bin bir zorluk çıkartıyoruz. Elimizden gelen her şey yapılıyor. Kabe emiri – Suudi kralı da bu konuda çok işimize yarıyor.

Bu konuşmalar Firavun’un, Şeytan’ın kızgınlıkla söylediklerine karşı yaptığı açıklamalardı ki Şeytan yine aynı kızgın sesle Firavun’u azarlamaya başladı:

– Sersem herif! Kabe emirinin Suudi kralı olduğunu mu sanıyorsun?

Orası bütün Müslümanların malı.

Bunun üzerine:

– Efendim dedi Firavun. İleriki sayfa planlarımızda Kabe’yi bombalamak yani ortadan kaldırmak var. Buna muvaffak olursak kim gelir ki buraya? Bu iş de biter.

İblis’in bu sefer sesi daha kızgın çıkıyordu.

– Kabe’yi ortadan kaldırmakla bu işin biteceğini mi sanıyorsun? İnsanların kalbindeki Kabe’yi, Kabe sevgisini nasıl kaldıracaksın? Kabe sadece bir yön mü? Onu Allah kıblegâh yaptı. Ortadan kaldırdığını farz et. İş bitti mi sanıyorsun? Allah Müslümanlara Kur’an’da:

“YERYÜZÜNÜ BİZ SİZLERE SECDE YERİ KILDIK.” dedi.

Nereye bakarsanız bakın; her yönde Ben varım dedi.

Önemli olan, kalplerdeki Kabe sevgisini kaldırmak. Allah sevgisini yok etmek.                                                                  

Sizin göreviniz önce bu işi başarmak. Yoksa buradaki Kabe meselesi kolay. Ancak her şeyi böyle mübah sayarsınız.

Unutmayın:  İnsanların inancında şu vardır:    Allah varsa sınır vardır. Yoksa her şey mübahtır.

Her şeyi mübah yapabilmeniz için Allah inancını akıllardan, kalplerden silmeniz lazım.

Bunun üzerine Firavun:

– Bunun için uğraşıyoruz efendim.

 Burada kod: CEHALET

Bu sebeple cehaleti her yere yayıyoruz dedi.

İslam’ın en büyük düşmanına takılan adı düşündüm: İslam’ın en büyük düşmanı Ebu Cehil.

Neden kendisine Ebu Şirk değil, Ebu Küfr değil de Ebu Cehil denmişti? Yani cahillerin ve cehaletin babası mânâsında bu ad uygun görülmüştü?

Efendimiz (sav) bizlere her şerrin, her kötülüğün başının cehalet olduğunu defalarca bildirmişti. Aslında Yüce Allah bu kodu çoktan vermişti de. Ama anlayana idi. Türkiye’deki istatistiklere göre kütüphane sayısı 1400 civarındaydı. Fakat yine kayıtlı istatistiklere göre birtakım pavyonlar, gece kulüpleri, kumarhaneler, internet kafeler, batakhaneler, kahveler… on binlerceydi.

 Her defasında yeni şeyler öğreniyor; öğrendikçe ufkum açılıyordu. Öğrenmemek dar bir alanda boğulmak gibi bir şeydi benim için.

O cehalet yuvalarında heba olan gençler yürek yaramızdı. Gözyaşımızdı. Cahil olanın bir gün canı da alınırdı, canındaki Kabe’si de.  

 Kabe ve cehalet derken İlhami Abi’nin bir gün bana Kabe ile ilgili verdiği şu çarpıcı bilgiyi hatırladım.

– Yüce Yaradan Kabe’yi birçok mânâsı dışında aynı zamanda  “mütevazilik sembolü” olarak inşa etmiştir.

 Hacca giden, Kabe’nin yanına vardığında ne görüyor?

 Bakıyor ki bir taş ve üstü siyah örtüyle kaplı bir ev. Diğer dinlerdeki gibi tonlarca ağırlığındaki altından yapılmış dev kubbeli tapınaklar gibi değil. İçleri insanoğluna göre son derece şaşaalı; altın heykellerle, altın eşyalarla dolu bir mekan değil. Bakıyor ki bir taş ve mütevazi bir örtü. Bunun mânâsıyla da Yüce Allah buraya gelenlere mütevazilıği gösteriyor. Bu anlamda mesaj veriyor anlayana. Teşbihte hata olmasın. Allah adeta kuluna şunu diyor: 

EY KULUM! BURAYA GELDİN; GÖRDÜN EVİM DEDİĞİM YERİN MÜTEVAZİLİĞİNİ. BURADAN GİTTİKTEN SONRA ARTIK SEN DE HAYATINDA VE BÜTÜN YAŞAMININ NEFESLERİNDE NE KADAR MÜTEVAZİ OLMAN GEREKTİĞİNİ DÜŞÜN VE ANLA.”

 Gerçek insan olabilmek için Rabbim nasihatlerini her yere kanaviçe gibi işlemişti. Tabii görene ve mesajı alabilenlere. Görenlere ve bu mesajı alabilenlere ne mutlu.

 Oktan Keleş

Melekler Ağlarken

(Sh.203-211) 

Reklamlar

About tkmb2247

TURKIYE NIN KURTULUSU ICIN MUCADELE BIRLIGI
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s