Hablemitoğlu Cinayeti

Merhum Necip HABLEMİTOĞLU hocam, bir aralar çokça daldırılmıştı MİT’e. Anayurt Gazetesi’nde çalıştığımız günlerdeki gibi muhtemelen ona da geliyordu Ulus Postanesi çıkışlı zarı kare zarflar. Muhtemelen o da okuyordu içinde kendisine sunulan bilgileri, belgeleri. Sonra da oturup tamamını ciddiye alıyor ve pek çok kurguyu o bilgi ve belgelere göre yapıyordu. Mayası da hamuru da o kadar sağlam ve temizdi ki MİT’ten kendisine belge ve bilgi verenlerin, kendisine kahpelik yapacaklarını da düşünmemişti. Sonunda HABLEMİTOĞLU’nu özel görüşmelere almaya başladılar ve o görüşmelerde de doz doz virüsü vermeye başladılar. MİT içindeki kamplaşmayı ve ayrışmayı anlattılar, isimlerle, makamlarla. Bu CIA’nın adamı, bu MI-6’nın, bu DGSE’nin, bu FSB’nin, bu BND’nin, bu SİSMİ’nin, bu El Muhaberat’ın, şunlar üçlü çalışır, şunlar ikili, işte size MİLLİ olanların tam listesi…
HABLEMİTOĞLU listeleri aldı, inceledi, düzenledi. Kendince MİT’in içinden başkalarına da danıştı. Onlara kendi fikirlerini de açtı. Pensilvanya uşaklarının MİT’ten en kısa sürede defedilmesinin gerekliliğini anlattı çevresindekilere. Çekinmeden… Çünkü konuştuklarının tamamının MİLLİ olduğunu düşünüyordu. HABLEMİTOĞLU hocam, doğru işler yapıyordu ama yeterince tedbirli değildi. MİT’teki tezgâhçılar HABLEMİTOĞLU’na öylesine doğru bilgiler vermişlerdi ki, hocam son verilenlerin tamamının da doğru olduğuna inanıyordu. Nereye gidebileceğinim düşündü uzun süre, Müsteşar ile bu bilgileri paylaşmayı aklından bile geçirmedi. Sonunda karar verdi Genelkurmay’dan biri ile görüşmeliydi. MİT’teki dostlarına bunu aktarınca; “Kolay hocam biz seni “Kasaptaki ete soğan doğramam” diyen amca ile görüştürelim, boşuna aşağıdakilerle uğraşma dediler.” Hocam için randevu tesis edildi. Hocam makamdaydı. Efendiyi kendi gibi biliyordu, temiz, dürüst, milli, vatansever… Açıldı hocam, her şeyi paylaştı bildiği… Makamdan ayrılırken “Soğancı paşa” boynuna sarılıyordu Necip HABLEMİTOĞLU’nun ve diyordu ki. “Hocam ben üzerime düşeni yapacağım ama siz bunu bir de benim bağlı olduğum makama anlatın. Çekinmeyin o da millidir. Bakmayın badem bıyıklı olduğuna millidir. Benim de selamlarımı iletin. Hatta isterseniz ben sağlayayım bu görüşmeyi, kendisi ile konuşurum, randevu tesis ederim.” Dediğini de yaptı. Merhum makamdan ayrılır ayrılmaz aradı bağlı olduğu makamı, konuyu kısmen anlattı ve “Korkunç bilgilere nüfuz etmiş, çok önemli, beka için çok önemli. Sizin de duymanızı istedim. Dinler misiniz?” Karşıdan aldığı cevap çok netti. “Yarın saat 09.00 da gelsin, görüşmenin ucu açık, bekliyorum.” Soğancı efendi mesajı HABLEMİTOĞLU’na iletti. HABLEMİTOĞLU elindeki bilgi, belge ve listelerle belirtilen saatte makamdaydı.

Çok yakın, sıcak ve sevecen davrandı makamdaki. Emanetçiydi “Teşekkür halinde kalpazanlık ve dolandırıcılı” suçundan hakkında soruşturma açılmış olan kişinin. Ama ne de olsa makamda olan oydu. Tam iki buçuk saat sürdü görüşme ve HABLEMİTOĞLU ayrıntılı listelerin bir nüshasını da ona verdi. Makamdan ayrılırken “emanetçinin” yaklaşımı ve tepkileri “soğancı paşa”dan daha da sıcaktı. Hocam aslında yaşadıklarına inanamıyordu. Ama koskoca makam sahibi insanlar “rol mü kesecekler” diye düşündü içinden. Makamdan ayrıldı ve daha binayı terk etmeden, makam sahibi “Kalemini kırın” mesajını iletti gerekli yerlere. Aslında o görüşme, kaleminin kırılıp kırılmayacağına nihai kararın verileceği görüşmeydi. Krallık, onun düşüncelerine, teşhislerine güvenirdi. MI-6 mesajı aldı ve her zaman olduğu gibi, bu işi “taşeron”a aktardı. Krallık aslında tarihi bir tavır olarak bütün melanetlerin başında olmasına rağmen, kenarda kalmayı ve düşman ilan edilmemeyi bilmiş ve uygulamıştı.
Krallık, Gerhardt Lemnt ile temasa geçti. “Günümüzün James Bond’u” olarak bilinen BND’nin yani Alman Gizli Servisi’nin CIA uşağı elemanı ile… Gerhardt Leman’ın sorumluluk alanıydı Ortadoğu, Merhum Adnan KAHVECİ ve ailesine karşı kaza görüntülü suikast planını yapan da oydu. Merhum’u ters yola sokturan da oydu. Ama kader Merhum’u konu ile ilgisi olmayan bir başka otomobil ile çarpıştırdı…

Gerhardt Leman, gerekli planlamaları yaptı. İş çok temiz halledilecekti. Hatta ona da kaza süsü verilecekti. Ama CIA’dan bir başka talimat geldi. İş aleni olmalı ve mesajı da şu olmalı, “Gizli Kardinal kuklamıza dil uzatanın gözünü patlatırız”… Kısaca suikast ibretlik olmalıydı. Gereği de yapıldı. Ama durmadılar Merhum HABLEMİTOĞLU katledildikten sonra, ailesini tehdide devam ettiler. Akıllara durgunluk verecek oyunlarla başta eşini sindirdiler… Bu suikastın ayrıntılarını daha önce yazdığım için ayrıntısına girmeyeceğim.
İşte sizlere MİT’in yeni yüzünün ilk icraatlarından biri…
Umutsuz muyum, asla… MİT öylesine farklı bir kurum ki, bütün personelini hainlerden oluştursanız yine de oyunu bozar. Aslına rücu eder. Ki şu an öyle bir durum da söz konusu değil zaten. İçeride öylesine kaliteli insanlar var ki, onlardan biri bile bütün oyunları bozabilecek kadar donanımlı. Beklenen ne? Neden bir an evvel olmuyor gerekenler diye sorabilirsiniz. Bu işler aceleye gelmez, panik ve telaşa gerek yoktur. Zamanı ve yeri geldiğinde en az zayiatla müdahalenin yapılması gerekir. Kısaca önümüzdeki günlerde MİT’ten çokça söz edilmese bile en büyük savaşın yaşandığı yer orası olacak. Hakan FİDAN mı? O bazı işler için “koçbaşı” olarak kullanılacak, üzerindeki spekülasyonlara kafayı takanlar, onun asli görevini de fark edemeyecekler, göremeyecekler…

Reklamlar

About tkmb2247

TURKIYE NIN KURTULUSU ICIN MUCADELE BIRLIGI
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s