Ekonomik Krizde Benimsenmesi Gereken Hareket Tarzı

İnsanın doğası gereği, zorluklarla mücadele etme eğilimi söz konusudur. İnsan doğal zorluklarla mücadele eder, ekonomik zorluklarla mücadele eder, siyasi zorluklarla mücadele eder. Eder de eder. Zaten insanlık tarihi bunun tarihidir.

İnsanın bir şeyle mücadele edebilmesi için, mücadele edeceği şeyin ne olduğunu ve ne gibi bir etkisi olduğunu bilmesi gerekir.

Örneğin depreme karşı koyabilmeniz için depremin ne olduğunu ve neye yol açtığını bilmeniz gerekir. Normalde bunu bilmeden yapılan bir bina doğal olarak yer çekimine karşı koymak için dikey yönlü dirençli inşa edilir. Ancak deprem yatay yönlü bir etki yaratır ve binayı yıkar. Eğer depremin yatay yönlü bir etkisi olduğunu bilmezseniz binanız yıkılır. İşte ekonomik krizde de durum aynıdır. Ekonomik krizin neyden kaynaklandığını ve neyi etkileyeceğini bilmezseniz, krize karşı önlem alıp mücadele edemezsiniz.

Türkiye’de çıkması olası krizin nasıl bir kriz olacağını, neyi etkileyeceğini anlamak için de Türk ekonomisini biraz anlamak gerekir.

Ekonomik faaliyetin en basiti, en sadesi alım satımdır, değiş tokuştur. Yani mal ile malın ya da mal ile paranın yer değiştirmesidir. Bir şeylerin böyle alınabilip, satılabilmesi için de üretilmesi gerekir.

Peki ekonomide üretim faktörleri nelerdir? Hepimiz biliriz, temel olarak 3 faktör vardır: Emek, Sermaye ve Doğal Kaynak. Bunları bir araya getiren bir de girişimci de sayılır bazen.

Şimdi çarşıdaki ekonomik faaliyetin üzerinden gerçekleştiği ürünlerin hepsine emek, sermaye ve doğal kaynak açısından bakmamız lazım. Çarşıda ekonominin üzerinden döndüğü mallara baktığınızda emek, sermaye ve doğal kaynak açısından yüzde yüz yerli bir ürün görmeniz ihtimali yoktur. Çayırağası Yoğurt diye bir marka bile olsa, o adam fabrika kurmak için kredi çekmiştir, kredi çektiği banka da yabancı fonlardan kredi almıştır diyebilirim. Ya da fabrikanın elektriği, termik santrallerden elde edilen ithal bir enerjidir. Zaten yüzde yüz yerli bir ekonomik model kurulamaz. Para bir yerden gider ona bir şey demiyorum ama bu gerçeği hep hatırlamamız lazım.

İşte bizim bu şekilde ülkemizden çıkan para cari açık olarak bildiğimiz bir ekonomik kalem halinde somutlaşır.

Türkiye’de geçtiğimiz 5-6 senede, tüketim körüklenmiş, tüketim çok olunca, ekonomi büyümüş ama aldığımız şeyler yüzde yüz yerli olamadığı için cari açık rekor seviyelere gelmiştir. Bu hareket tarzı cari açığı artırmış, ülkenin borçluluğunu yüksek seviyelere getirmiştir.

Peki şimdi ne oluyor? Dolar sahipleri ABD’ye yol alıyor. Bir şey piyasada azalınca değeri artacağı için, Türkiye’de de dolar değer kazanıyor.

Krize karşı sağlam bir pozisyon alabilmemiz için, doların değer kazanmasının Türkiye’ye yaşatacağı sonuçların ne olacağını kestirebilmemiz ve ona karşı önlem almamız gerekir.

Mesela bugün ben dolarla borç alacaksam, dolarla girdi sağlamadan borç almam. Ben dolarla gelir elde etmeyeceksem, dolarla borç almam çok saçma olur. Bu kararı nasıl veriyorum, doların artacağını tahmin ederek veriyorum.

Peki yukarıda anlattığımız ekonomik olaylar Türkiye’de neye sebep olur?

Hane halkı açısından dolar artışı ilk aşamada ithal malların maliyetinin yükselmesi anlamına gelir. Yani petrolden tutun iPhone’a her şeyi daha pahalıya almaya başlarsınız. Türkiye’de her alanda ithal girdi çok yüksek olduğu için, her şeyin fiyat artar. Zira enerjide doğal kaynaklarımız yetersiz olduğu için dışarıya bağlıyız. Doların artması, enerji maliyetimizi artırır. Bu da her alanı vuracaktır. Her alandaki fiyat yükselişine bildiğiniz gibi enflasyon diyoruz. Enflasyon artıp, alım gücü düşünce de, insanlar bir maaşla 1000 ekmek alabiliyorsa, 700 ekmek alabilmeye başlar. E bu durumda da ekmek fırınının satışı düşer, fırın da işçi çıkartır, işsizlik başlar.

Bu arada dışarıya olan borcumuzu ödeyebilmek için dolar ararken, faizleri de yükseltmek zorunda kalacağımızı ekleyelim. Faizleri yükselteceğiz ki, cebinde dolar olan adam Türkiye’ye gelsin, biz de ondan dolar alıp borcumuzu ödeyebilelim.

Başlık olarak yazarsak; enflasyon artıyor(yani alım gücü düşüyor), işsizlik artıyor, faizler artıyor, döviz artıyor.

Alım gücümün düşmemesi için ne yapmam gerekir? Öncelikle elinde bir birikim olması gerektiğini söyleyebilirim. Zira yüksek enflasyonda, birikimin yoksa zaten alım gücünü koruyacağın bir para da zaten olmayacaktır. Yüksek enflasyon ortamında bir maaşın değeri, o ay bitmeden düşer. Şimdi enflasyon artışı ile faiz ya da döviz artışını birbirine bağlayarak enflasyonun yıkıcı etkisinden korunmak mümkündür. Dolar enflasyon karşısında erimez ama dolar dönemlik iniş-çıkış içindedir. Doğru zamanda, doğru yerde olmak önemlidir ama zordur. Faiz ile de korunmak mümkündür, faiz en azından enflasyon oranında ve çoğu zamanda enflasyonun 1-2 puan üzerindedir. Şu anda köşeye 50 bin TL koyabilirsen, bunu faize koyarak ya da dolar alarak enflasyon ortamında alım gücünü koruyabilirsin. Ama 2000 TL maaşı koruyamazsın, zira maaşın neresini bankaya koyacaksın? Ekmek alacaksın bitecek.

Ayrıca işsizlik artışının seni vurmayacağını da söyleyemeyiz. İşsizliğin kurbanı olursan da, köşede birikmiş paranın olması işe yarayacaktır.

Bu dönemde kesinlikle yapılmaması gereken şey kredi çekmektir diyebilirim. Kredi çekmeyip, para biriktirmek sizin krizde pozisyon kaybetmemenizi sağlar.

Krize cebinde 100 bin TL ile girip, fakir fukara çıkacak adam yoktur. Kriz zar zor idare eden, iki yakasını zar zor bir araya getiren adamı vurur geçer. Zaten bu yüzden her kriz sonrası zengin daha zengin, fakir daha fakir olur. 100 bin TL bir zenginlik göstergesi değildir tabi ki ama cebinde 100 bin TL, 50 bin TL ya da 10 bin TL olması fark etmez, cebinde bir para olması krizden daha az etkilenmeni sağlar.

Kriz anında işten atılmış, bankaya ev kredisi borcu olan adam sonraki 5 sene kendini toplayamaz ama kriz anında bankada 100 bin TL’si olan bir adam kriz ortamı hafifleyince kaldığı yerden yaşamına devam eder.

Zaten kriz sonrası zenginin daha zengin, fakirin daha fakir olması da bundan kaynaklanıyor. Krizden sonra ülke ekonomisi büyümüyor ki, zengin zenginliğini olabildiğince koruduğu, fakir sıfırı tükettiği için fark açılıyor.

Şu anda ben de kendi adıma, tasarruf ediyorum. Zaten son 2 senedir tasarruf etmekteydim. Buna devam edeceğim. Kimse de para harcarsam, tasarruf yapmazsam benim için daha iyi olmayacağını söyleyemez.

Diyelim ki işten atılmadım ya da o kadar yüksek enflasyon olmadı. Ne olacak? Benim yine birikimim duracak. Bir zarar mı etmiş olacağım? Hayır.

Bir de ben bir iş yapacağım zaman, o işi iş edinenlerin ne yaptığına bakarım. Ben küçük bütçemi yönetirken, milyar dolarları yönetenler napıyorlar? Şu anda borç mu alıyorlar? Kredi çekip ev mi alıyorlar? Koç, Sabancı ne yapıyor şu anda? Büyük borçların altına mı giriyorlar? Bu soruların cevaplarını çok kolay bulabilirsiniz.

Reklamlar

About tkmb2247

TURKIYE NIN KURTULUSU ICIN MUCADELE BIRLIGI
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s