BU BABA, BENİM BABAM DEĞİL !..

“Baba”, Süleyman Demirel’in takma adıdır. O’na bu adı yakıştıran da “boyalı basın”dır. Bu adı halk vermiş olsaydı, 1982 Anayasası’nın Demirel’i siyasetten yasaklamasını %92 oranında bir oyla onaylamazdı. Alanlarda “Baba!” diye haykıran halk, herhalde “boyalı gazete” okumaktan dolayı düşüncesini değiştirmiş olabilir, kimbilir. Çünkü bu halkın yanağına bir tokat atılınca, diğer yanağını da çevirdiği bir gerçektir.

Halkın büyük çoğunluğunun emekleriyle geçinmelerine karşın, gidip sermaye sınıfının çıkarları doğrultusunda çalışan partilere oy vermesindeki çarpıklığın sorumlularından biri de “boyalı basın”dır. Halkı, gerçek demokrasiyi elde etmesi için bilinçlendirme yerine, tencere tava veren, onun bunun apışarasıyla uğraşan böyle bir basından, medyadan başka ne beklenir ki? O “boyalı basın” ki kendi bünyesinde çalışanlarına dahi sendikal hak tanımayacak ölçüde demokrasi dışı bir tutum içindedir. Ne acıdır ki kendilerini demokrat sanan bu tür gazetelerin görgüsüz yazarları da sendikalaşma konusunda tek satır yazı yazmamaktadırlar. Kendilerini “demokrat” sandıkları için, Demirel’i de “demokrat” sanmaktadırlar.

“Demokrasi Kahramanı Demirel”in anımsayabildiğimiz birtakım etkinliklerine biraz göz gezdirelim: –

— Siyasete girerken mason olmasına karşın, mason olmadığına ilişkin düzmece bir belge aldı. Bunu, en yakınlarından biri olan Hüsamettin Cindoruk bir tv konuşmasında açıklamıştı. Mason olmak, kuşkusuz bir suç ya da ayıp değildir. Ancak buradaki davranışıyla düpedüz, sahtekârlık yapması.

— İlk başbakanlığı döneminde, “Türkiye’de Amerikan üssü yoktur, tesis vardır.” diyerek gerçeği saptırması. (İncirlik üssü, askeri gazino muydu acaba?)

— 1970 Yılı’nda yine başbakan olarak, İstanbul’un yoksul bölgelerinde koleradan ölen yurttaşlar için, “Ne yapalım, Allah’ın takdiri böyleymiş.” diyerek söz konusu hastalığın, yoksulluk ve bu durumun dayatması sonucunda sağlıksız bir çevrede yaşamaktan oluştuğunu göz ardı etmesi, gerçeği gizlemesi.

— 1973 Yılı başlarında Faruk Gürler’in cumhurbaşkanı seçilmesi için yapılan görüşmeler sırasında, zamanın Genelkurmay Başkanı Org. Semih Sancar ile görüşmesine karşın, görüşmediğini ileri süren Demirel’in, daha sonra Genelkurmay Başkanı’nın kendisini yalanlaması üzerine, “Dün dündür, bugün bugündür.” diyerek pişkinlik göstermesi ve yalan söylemeyi devlet yaşamına sokması.

— Dünyada seçimle iktidara gelen ilk sosyalist devlet başkanı olan Şili’li Salvador Allende, 1973 Yılı’nda Amerikan kuklası faşist General Pinochet tarafından öldürtüldüğünde, Demirel “Allende eyi gitti, eyi” diyerek kendisinin ne kadar “demokrat” olduğunu ortaya koyması. (O Salvador ki onursuz yaşamaktansa, faşistlere karşı vuruşarak yiğitçe ölmeyi yeğlemişti. Sözde demokrasi kahramanı bizim Süleyman gibi şapkasını alıp da kaçmamıştı!)

— Danıştay kararlarını uygulamayarak Anayasa suçu işleyip hukuku çiğnemesi. (Örneğin, İsmail Cem’in TRT Genel Müdürlüğü’ne geri dönmesine ilişkin Danıştay kararını uygulamamıştı.Cem öldüğünde de “Memleket değerli bir evladını kaybetmiştir” diyerek “timsah gözyaşları” dökmüştü.)

— Milliyetçi Cephe Hükümeti’nin başbakanıyken “Bana ‘milliyetçiler de suç işliyorlar’ dedirtemezsiniz” diyerek “şark kurnazlığı” yapması. (Ülkenin gençlerini, aydınlarını katleden, daha sonraları çek, senet mafyalığı yapan o milliyetçilerin durumu için bugün de aynı kanıda mı acaba?”)

— Lockheed Şirketi’nden rüşvet alanların diğer ülkelerde açıklanmasına karşın, kendi başbakanlığı döneminde olayın örtbas edilmesi, yolsuzluğun üzerine gidilmemesi. Dolayısıyla hırsızların kollanması.

— Yeğeni Yahya Demirel’in “hayali ihracat” olayını ortaya çıkaran Ticaret Bakanlığı Müsteşarı Şerafettin Durugönül ile ilgili genel müdürü görevden alarak, “yetkisini kötüye kullanma suçu”nu işlemesi.

— En çok sayıda imam hatip okulu açmakla övünerek din sömürüsü yapması, sonra da Atatürkçü geçinmesi. (Sanki Atatürk de bir sürü imam hatip okulu açmıştı.)

–Deniz Gezmiş ve arkadaşları; tek cana kıymamalarına karşın, ülkelerinin tam bağımsız, halkının özgür olmasını ve insanca yaşamalarını istemeleri göz ardı edilerek, haksız ve hukuksuz bir biçimde idamla cezalandırılmışlardı. TBMM’de idam kararı oylanırken çoğunluk partisi başkanı olarak, o yiğitlerin idam edilmeleri için parti grubuna “evet” oyu verdirirken nasıl da mutlu olmuştu! Yıllar sonra kendisine bu olayı anımsatan bir gazeteciye “O olayı, o günün koşullarında değerlendirmek lazım.” demişti… Olay o denli basit değil bay Demirel. Asılanlar birkaç tavuk değil, 24 yaşlarında üç yağız yurtsever gençti. O gençler, Atatürk’ün Bursa Söylev’inde gençlere verdiği görevi yerine getirmekten başka bir “suç” işlememişlerdi. Eğer onlar suçluysa, onlara bu emri veren Atatürk de suçludur, değil mi?..

–Cumhurbaşkanlığı döneminde yargı kararı olmasına karşın, birtakım kaçak yapılara temeller attığı ya da açılışlar yaparak yargı kararlarını çiğnediğine de kamuoyu tanık olmuştu.

–Başbakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı süreçlerinde tam 10 deprem meydana gelmişti. Her depremden sonra “Allah bir daha böyle acı göstermesin” demiş ve depremlerdeki kayıpların en az düzeye çekilmesi için hiçbir çaba göstermeyerek, “görevi ihmal” suçunu işlemiştir. 1999 Depremi’nde Adapazarı’nda depremzedelerin kendisini eleştirmesi üzerine, “Devletten değil, depremden şikayetçi olun!” diyerek, çok bilimsel(!) bir açıklama da yapmıştı bu uyanık siyasetçi…

–Adapazarı’nda bir otomobil fabrikasının temel atma töreninde de şöyle buyurmuşlardı: “Eskiden buralarda patates yetişiyordu, şimdi otomobil yapılacak.” Tarıma elverişli alanlara inşaat yapılamayacağına dair yasa hükmü var. Adama sormazlar mı bu lafının neresini düzeltelim diye? Yasa tanımıyorsun bu bir, başka alan mı yok o verimli Adapazarı ovasına binalar inşa ediyorsun bu iki, gıda mı önemli yoksa o montaj sanayi mi, bu da üç.

— Cumhurbaşkanlığını devrederek Çankaya’dan ayrılıp kendi evine gittiğinin ertesi günü, evinin önünde bekleşen yandaşlarına bay Demirel şöyle sesleniyordu: “Bu sabah ezan sesiyle uyandım.” Oysa Çankaya Köşkü’nün bahçesinde bir cami vardı ve orada da ezan okunuyordu. Ne demişler, “Kırk yıllık Yani, olur mu Kâni”…

— S.Demirel bir konuşmasında bu ülkenin 40 yılına damgasını vurduğunu söylemişti. Ne büyük şans. Acaba bu şans kimin için?..

Demirel bu ülkenin 9.cumhurbaşkanıdır, benim babam değildir. O; olsa olsa O’nun zihniyetinden çıkarı olanların ve de “boyalı” gazeteler ile “aptal kutusu” televizyondan başka bir şey izlemeyen ve kendisini geliştirmek için kitap okumayan, dolayısıyla olaylara atgözlüğü ile bakanların babası olabilir. Ülkemizde demokrasi gerçekten var olsaydı, yukarıda özetlemeye çalıştığım demokrasi ve hukuk dışı etkinliklerde bulunan bir kişinin, cumhurbaşkanı seçilme olasılığı bulunmazdı.

Demokrat ve aydın insan, onun bunun kulu olmaz. O bilimin ışığında gerçekleri öğrenmek için çok okur, yurt ve dünya sorunlarını yakından izler, araştırmalar yapar. Öğrendiklerini de örgütsel olarak yaşama geçirmeye çalışır. Çözümün gerçek demokraside olduğunu ve demirbaş siyasetçilere umut bağlanmayacağını bilir…

Reklamlar

About tkmb2247

TURKIYE NIN KURTULUSU ICIN MUCADELE BIRLIGI
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s